15.08.2015

Edinburgh: Yeme İçme Mekanları


Fark ettim ki son zamanlarda yemek tarifinden çok gezi yazıları yazar oldum. Ahh bu yurt hayatı! Mutfak maceralarım geçici olarak raflarda maalesef. Ama yemek tutkum bitmedi, bitmeyecek. Edinburgh'daki güzel yemek yediğim tüm farklı mekanları not alıyorum aylardır. Her keseye, her damak tadına uygun bir sürü güzel restoran,cafe,bar var bu müthiş şehirde. Ehh oyleyse ilk olarak en yaygın olan muhtelif dünya mutfaklarından başlayalım.

Thai Mutfağı

Ting Thai Caravan
En favori öğrenci mekanı desem abartmış olmam. Öğle yemekleri akşam yemeklerinden 3-4 pound daha ucuz. Restoranda otursanız bile genelde kartonda servis ediyorlar ve özgün thai yemekleri var. Uygun ve salaş restoran deneyimi yaşamak isterseniz, tavsiyedir.
Ting Thai Caravan- Pad Thai
Thai Orchid
Ting Thai'ye nazaran daha şık bir restoran tarzında döşenmiş, ziyadesiyle daha pahalı bir mekan. Ama burada denediğim yemekler de fena değildi. Denenebilir.

4.07.2015

Karalahanalı Pancarlı Detox Salata


Temmuz ayının ilk haftasında bile olduğunca kuzeyde hala kış yaşıyor olduğumuzu söylememe gerek yok sanırım. Buraya geldim geleli de kış sebze-meyveleri tüketiyorum. Sanırım gerçek anlamda baymaya başladım buranın havasından. Gerçi daha çok kütüphane-yurt-kütüphane arasında gidip gelen tez yazma sürecindeki hayatımdan baydım ya, havaya çamur atıyorum. Neyse nava güzel olsa daha çok moralim bozulurdu herhalde. Böyle iyi diyelim... :)

Bu yazımı, ilk vegan tarifim şerefine kısa tutuyorum. Zaten gün içinde saatlerce sofistike ingilizce cümleler kurmaya çalışmaktan parmaklarım ağladı. :) Kısa ve öz iyidir, candır. (Demiş büyük bir düşünür..)




26.06.2015

En sağlıklı kahvaltı alternatifi: Yulaf Lapası (Porridge)


Edinburgh'daki ilk aylarım çevremdeki herkese, her şeye, tüm farklılıklara, benzerliklere dikkat etmekle geçti. O zamanlarda en çok ilgimi çeken karakterlerden biri ise eski yurdumda aynı katta kaldığım Avusturalyalı bir kızdı. Daha doğrusu kadın, hatta ayıp olacak ama teyze de diyebilirim. Neyse ismi ile hitap edeyim en iyisi, Harriet. Yaşını hiçbir zaman söylemedi ama en az 45-50 yaşlarında olduğunu tahmin ediyorum kendisinin. Gerçi bir 60 rahat gösteriyor. Yok yok 60 değildir ya?! Buraya doktora değişim programıyla bir yıllığına gelmiş Harriet. Doktora konusu Kaptan James Cook'un maceraları ile ilgili sofistike bir şeydi ama detayını unuttum yalan söylemeyeyim şimdi. Özet olarak sanat tarihi diyelim.

Harriet'in karakteri ile ilgili bir destan yazabilirim buraya inanın. Ben böyle ilginç bir insan görmemiştim daha önce. Yurtta sohbeti en keyifli insanlardan biriydi ama. Hatta itiraf edeyim odada canım sıkıldığında mutfağa gitsem Harriet'i görsem de ilginç muhabbetler yapsam diye düşündüğüm anlar da oldu bazı bazı. Zaten o da sürekli mutfakta takılırdı sosyalleşmek için. Hiç unutmuyorum bir gün örgü örerken gördüm onu mutfakta. 20li yaşlarının başındaki bebe Çinliler etrafa yağları sıçrata sıçrata chili kızartırken Harriet sakince koltukların birine oturmuş örgü örüyordu. Hatta daha çok dantelimsi bir şey. Dayanamayıp sordum. "Hayırdır yeni hobi mi edindin?" Evet örgü topluluğuna üye oldum dedi. Okulda bir de örgü topluluğu varmış! Baya şaşırmıştım duyduğumda. :)  Topluluktaki insanlar her hafta bir gün bir kafede toplanıp beraber sanatlarını icra ediyorlarmış.  Harriet de bir dantel modelini bir türlü beceremeyip 3-4 defa bozup bozup yeniden denemiş, bana onu anlattı. O akşam da kafe organizasyonundan geliyormuş zaten. Baya sakinleştiriyormuş onu cafede oturup örgü örmek. Daha sonra Viski topluluğunun bir organizasyonunda, çok çok daha sonra ise bir okul gezisinde gördüm onu.

Harriet tüm ilginçliklerinin yanında, beni yulaf lapası ile tanıştıran insan. Her sabah aynı saatlerde mutfakta karşılaşırdık onunla. Ben burda bulabildiğim tek çeşit beyaz peynir ile Türk usulu kahvaltımı hazırlarken o sadece yulaf ve sütten oluşan porridge'ini yer ve sade kahve içerdi. Ne zevksiz bir kahvaltı şekli diye düşündüm itiraf edeyim. Daha sonra fark ettim ki neredeyse İskoçya'da herkes kahvaltıda porridge yiyormuş. Ne zevksiz millet diye düşündüm. Güzelim beyaz peynir, zeytin, domates üçlüsü varken hangi kahvaltı daha cazip gelir ki insana?

23.06.2015

Çatallar Bıçaklara Karşı


Bir belgesel izledim hayatım değişti... Desem yalan olmaz, ama tam doğru da değil. Geçen hafta izlemiş olduğum 2 farklı belgeselden bahsedicem kısaca. Biri "Hungry for Change" diğeri de "Forks over Knives". Bu belgeselleri nasıl buldum, nerden çıktı bu merak kısaca anlatayım.

Özellikle son 3 aydır projeler, finaller, stres, Edinburgh'da son 3 ayım, aman görmek istediğim yerleri görmeden dönmeyeyim, sonrasında gezmeceler derken aşırı yeme olayının son noktasına geldiğimi hissettim. Hatta son nokta dediğim an Isle of Skye'da ( söylemeden geçemiycem, muhteşem ötesi bir yer, yakında gezinin detaylarını da yazacağım buraya, inşallah maaşallah:)) bir akşam yediğim taze deniz ürünlü makarnanın üzerine, yatmadan önce kocaman bir "sticky toffee pudding"i mideye indirmem dolayısıyla gece karın ağrısı eşliğinde terleyerek, kabuslar görerek uyanmamla başladı. Sonrasında hemen moda giremedim tabi, tatil devam etti. Tatilin de anlamı değişik yerel lezzetler denemek benim için tahmin edersiniz.

Sticky Toffee Pudding

Tatil bitiminde hemen 5 günlük bir detoks diyetine başladım. 5 gün boyunca hiçbir şekilde tuz, un, şeker hatta et de olmadan yalnızca çiğ sebze-meyve ve baklagillerle beslendim. O 5 günde hissettiğim mutluluğu, enerjiyi ve huzuru gerçekten anlatamam. Öyle ki, tatil sonrası sendromu bile yaşamadım. :) İlk önce düşük kalorili beslenmenin getirdiği vicdan rahatlığı diye düşündüm ama sonrasında farkettim ki yediklerim gerçek anlamda psikolojik olarak beni çok etkiliyordu. Bu ani değişim fizyolojik hatta kimyasal bir şey olmalı diye düşündüm ve biraz araştırdım. Bu konuda yazılmış binlerce makale, blog, kitap var. Özellikle şekerin, hatta işlenmiş gıdaların vücudumuza ne şekilde zarar verdiğini, sürekli acıkmayı nasıl tetiklediğini, hızlı yaşam biçimimizin bizi bunlara nasıl bağımlı yaptığını, biz kadınların çikolata krizleri neden oluyor, fast food zaafı nasıl oluşuyor vs gibi durumların bilimsel açıklamalarını okudum. İlk adım olarak da kola, fanta, kutuda şişede satılan meyve suları gibi tamamı şekerden ibaret içecekleri hayatımdan çıkardım.

İşte yazımın başında bahsetmiş olduğum bu iki belgesel de özet olarak bunları ele alıyor. Biri tamamıyla vegan beslenme biçimi öneriyor uzun süreli sağlık için, hatta özellikle diyabet, kalp ve kanser hastaları için. Diğeri de şekeri ve işlenmiş gıdaları hayatımızdan çıkarmadan kalıcı kilo veremeyeceğimizi açıklıyor nedenleriyle birlikte. Diyet yapıp yapıp zayıflayamayan kadın sorunsalının baş kaynağı bu "diyet" etiketi altında satılan düşük kalorili ama bol şekerli yiyecek ve içecekler. Biliyordum aslında ama pek uygulamıyordum; bu belgeseli izleyince ciddi anlamda ikna oldum. 

Özellikle vegan beslenmek Türkiye'de imkansız gibi bir şey. En basitinden normal süt yerine soya veya badem sütü almaya kalksanız fiyatı 2 katı. Toplum olarak yeme alışkanlıklarımız da börekler, baklavalar, kıymalı pideler ve tabii ki yoğurt çevresinde şekilleniyor genelde. Börekten baklavadan tamamıyla vazgeçemem elbette, hele yoğurtsuz,peynirsiz bir hayat düşünemiyorum ama vejetaryen ağırlıklı ve işlenmiş gıdalardan uzak bir yaşam biçimi benimsemek için önümde bir engel yok. Ve bu değişim sağlıklı ve enerjik bir hayat için en önemli adımlardan biri olacak bence.

Bu sebeple, artık blogda çoğunluk vegan-vejetaryen tariflere yer vermeye karar verdim. Bloga yazma motivasyonu olduğunda ben de daha hevesli oluyorum o yemekleri yapmak için. Bir de İngiltere'de, özellikle Londra'da inanılmaz bir vegan akımı var vee çok başarılı tarifler üreten blog yazarları var. Kitaplarından da aldım birinin. Tüm süpermarketlerde restoranlarda glutensiz, vegan, dairy-free birçok ürün ve yemek çeşitleri de var. Ama bizim ülkemizde henüz bu kadar popüler ve yaygın değil, ucuz da değil haliyle. Döndüğümde daha zor olacak benim için bunu uygulamak ama vazgeçmeyeceğim.

Tariflerim çok yakında gelecek, denemelere başladım bile. Ama şu tez yazış süreci tüm yazma enerjimi de sömürmüyor değil! Neyse gerekli enerjiyi meyve-sebzeden alacağız artık.. :)

8.05.2015

Edinburgh'da 3 gün turist olmanın püf noktaları


Birleşik Krallık'ta herhangi bir şehirde havanın nasıl olacağını gün içinde bir saat öncesinden tahmin etmek bile çetrefilli bir konu. Bunun için uzun yürüşlü gezi programlarını çok da hayal etmemek gerekiyor. Edinburgh'da gün boyunca güneşli olacağını umuduğumuz bir günümüz vardı ve o kıymetli günü, görebileceğimiz tüm yürünesi alanları görelim, hatta ve hatta Water of Leith'in kıyısında yürüyüş yaparak değerlendirelim dedik.
Water of Leith Walkway

Önce favori mekanımdan bahsedeyim: Calton Hill. Bu minik, 360 derece süper ötesi manzaralı yere sevgiliyle gelinmeli, peşinen söyleyeyim. :) Calton Hill'e çıkmadan önce Palace of Holyroodhouse ve hemen yanındaki yeni yapı İskoç Parlamentosunu da görelim dedik. Holyroodhouse için Kraliçe'nin İskoçya mekanı diyorlar, doğru mu değil mi bilemem. Tek bildiğim 15 £ giriş ücreti olması ve saraydan daha çok bahçelerinin ilgi çekici olduğu. Girdik mi? Hayır. Bir saraya giriş ücreti olarak 60 TL verme lüksünü o an kendimizde bulamadık.
Calton Hill- Burns Monument
Calton Hill tüm "oldtown" ve "newtown" bölgelerini kuşbakışı görebileceğiniz güzel bir park alanından oluşuyor. Bu parkın içinde birkaç tarihi yapı da mevcut. Mesela "National Monument" denilen şey, Napolyon'u alt ettikten sonra İskoçların diktiği bir anıt. Atina'daki Parthenon'un kopyası olarak inşa etmişler bunu, savaşta ölenlerin anısına...

18.04.2015

Rüya şehir Venedik


Bu minicik kanallar üzerine kurulu şehire yalnızca 2 gün ayırmıştık, aslında 2 gün yetti de arttı bile. Ama biz o daracık sokaklarda gezmeye doyamadık. Her sokak dönüşü ayrı bir fotografik, ayrı bir romantik görüntüydü.

Venedik'te kaldığımız otel (Ca' San Polo)  San Polo bölgesinde 15. yüzyıldan kalma bir binada yer alıyordu. Gelir gelmez otele de atmosfere de bayıldık. Gelir gelmez eşyalarımızı odaya atıp, kanallar arasından yürüyüp, Venedik'in merkezi sayılan San Marco Kilisesi'ne indik.

17.04.2015

Londra'ya 5 gün yetmez dediler geldik.


7 aydır Birleşik Krallık'ta yaşıyor olmam dolayısıyla, bahara da yaza da öyle bir hasretim ki sormayın. Nisan ayına girer girmez soluğu Londra'da aldık biz de. Ne şanslıyız ki Londra'da geçirdiğimiz 5 gün de güneş yüzümüze güldü.. :)
London Tower & Bridge

İtiraf etmeliyim, Edinburgh'un sakin, huzurlu ve her yere yürüyerek ulaşılabilen yapısına alıştığımdan, Londra bana biraz İstanbul'u çağrıştırdı. Sıkış tepiş metro hatları, yolda yürürken bile sürekli itişen insanlar, herhangi bir kaldırımda yürürken birileriyle çarpışmamak için ekstra çaba sarf etmek... Ama yine de bu ufak rahatsız edici detaylar dışında yaşanılası güzel şehirlerden biri Londra. Evet efendim haydi başlayalım.

1. Gün

Öğleden sonra gelir gelmez London Tower ve Tower Bridge bölgesi ile başladık turumuza. Bir çok atraksiyonun bulunduğu merkez bölgeden biraz uzakta zira. Borough market da bu bölgede. Biz akşam üstü yakalayamadığımız için gidemedik, bu markete başka bir sabah kahvaltıya geldik ama, es geçmeyin derim. 
Tower Bridge


13.02.2015

Falkirk, Linlithgow, Loch Katrine. Ve... Iskoçya'nın inekleri :)


Geçen haftasonu İskoçya'nın kırsal bölgelerinde değişik mi değişik iki gün geçirdim. Bir de, evet yanlış okumadınız, gerçekten İskoçya'nın inekleri bir başka! :)

Birleşik Krallık'ta okuyan yabancı öğrencilere yönelik gönüllü bir oluşum kurulmuş vakt-i zamanında: HostUK. Bu organizasyon kapsamında yabancı öğrenciler, Birleşik Krallık'ta yerleşik olan bir ailenin yanında bir haftasonu geçirip hem farklı bir deneyim yaşama hem de İngiliz kültürünü yakından tanıma şansına sahip oluyorlar. Ben de bu program sayesinde geçtiğimiz haftasonu Bo'ness kasabasında oturan 60lı yaşlarında akademisyen bir çifti ziyarete gittim.

5.02.2015

Limonlu tarhun soslu balık ve fırında tatlı patates


Sanırım bir süredir neden pek fazla tarif yazamadığım, hatta ve hatta neden hiç "yazı" yazamadığım konularına açıklık getirme vakti geldi. Cevap veriyorum: Öğrencilik hayatı! 

Öncelikle kendime ait bir mutfağım, mutfak robotu ve benzeri mutfak aletlerim de olmadığı için, ikeadan aldığım 2 tava bir tencere ile karnımı doyurmaya çalışıyorum genellikle... Bir de öğrenciliğin getirdiği malumunuz para kazanamama durumundan mütevellit marketteki en ucuz sebzeyi (nam-ı diğer pırasa!) alıp zeytinyağlı salçalı ev yemeği usulü pişirip 2-3 gün idare ediyorum. Zaman zaman, konserve ton balığı, bazen de hazır çorbalarla geçiştiriyorum günü. Peki bu durumdan şikayetçi miyim? Eh işte..:)

Neyse, gelelim konumuza. Edinburgh'a gelmeden önce nedense hafızamda yerleşmiş olan, kuzey denizinin balıkları kocaman ve lezzetli olur algısından kaynaklı olarak, buralarda da deniz ürünlerinin yaygın olduğunu düşünmüştüm. Yiyecek hiçbir şey bulamasam bile sağlıklı sağlıklı balık yer karnımı doyururum diye umuyordum açıkçası.. Ama markette yalnızca somon ve mezgit çeşitlerine rastlayınca biraz bozuldum ne yalan söyleyeyim. Ha bir de unutmadan, İskoçya'nın midyeleri de pek meşhur! Biz Türkler evde midye pişirme alışkanlığına pek sahip olmadığımızdan, midyelerden alıp pişirsem mi diye hiç düşünmedim şimdiye kadar. Ama düşündüm de, bir ara denesem fena olmaz sanki... Aklımda bulunsun.



Kaldığım yurda bayağı yakın bir mesafede, yalnızca taze balık satan bir balıkçı var. Bazen oraya gidip taze kuzey denizi balıklarından denemek için alıyorum. Bu hafta tercihimi İngilizlerin coley diye adlandırdığı bir balıktan yana kullandım. Eti diğer balıklara nazaran biraz daha koyu renkte ama, morina balığına benzeyen bir balık çeşidi bu da.

18.01.2015

St Andrews'ta güneşli bir gün


Popüler Cambridge Düşesi Kate Middleton ve Prens William'ın medyayı sallayan düğünlerinden sonra İskoçya deyince akla gelen ilk yerlerden biri de St Andrews oldu kuşkusuz. Bu ikili St Andrews Üniversitesinde okurken tanışmışlar. Hatta ve hatta bugün öğrendiğim bir bilgiye göre ise, bu okul, dünya üzerindeki diğer okullara kıyasla en çok çift çıkaran okulmuş. Ne istatistik ama! :)

St Andrews Castle


St Andrews muhteşem doğası ve manzarası ile beni gerçek anlamda büyüledi desem yanlış olmaz. Gerçi şaşırtıcı şekilde sakin ve güneşli olan havanın büyük etkisi var bu durumda bence. Bugün hava -genelde olduğu gibi- yağmurlu ve rüzgarlı olsa aynı cümleyi kurar mıydım bilemedim.
 
St Andrews Cathedral

8.01.2015

Yeni yıl, yeni umutlar... Bir de Cevizli Ekmek


İtiraf etmeliyim, blogu son zamanlarda istemsizce 2. plana atmış durumdayım. Neden mi? Çünkü hayatımın dönüm noktası olacağını hissettiğim 30. yaşıma adım adım yaklaştığım şu günlerde, yıllar sonra daha sorumluluk sahibi ve daha kendinden emin bir şekilde ne istediğini bilen bir öğrenci oldum. Kolay mı sandınız? Kolay değil, inanın.

10lu, 20li yaşlarda öğrenciyken her şey kolay geliyor, aslında hayat çok çok daha kolay geliyor insana. Ne zaman ki iş hayatına atılıyoruz, ailemizden uzaklaşıp bambaşka hayatların parçası oluyoruz, işte o zaman anlıyoruz ki Hayat; peşinde koştukça, onu ciddiye aldıkça ödüllendiriyor bizi. Yani en azından bende böyle oldu. Maalesef hiçbir zaman dört ayak üstüne düşen şanslı insanlardan olamadım. :) Şimdilik bu durumdan şikayetçi de değilim. Tabi bir milli piyango filan çıksaydı fena mı olurdu? Maalesef bu sene amorti bile göremedik :)

2014 benim için inanılmaz bir yıldı. Aslında hala bile düşündükçe hayallerimin birkaçının gerçekleşmesinin bu yıla denk gelmesine inanamıyorum. Umarım 2015 de aynı şekilde güzel sürprizlerle dolu bir yıl olur, hem benim hem de sevdiklerim için... Bu yıl da her yılbaşında olduğu gibi tabii ki kendime bir "to-do-list" yaptım. Tahmin edebileceğiniz üzere bu listenin yıllar içinde değişmeyen tek bir maddesi var: kilo vermek:P  Diğer maddelerse şimdilik bana kalsın. Zamanı geldiğinde onları da yazıcam inşallah buraya... :)



Aylar aylar önce yapmış olduğum cevizli ekmek tarifini bir türlü yazma fırsatı bulamamıştım, kısmet bugüneymiş. Yani 2015'in ilk tarif yazısına. :)

5.01.2015

Roma'ya Sevgilerimle!


Kış aylarında İtalya'ya bayılıyorum. Farklı havası garip bir romantizm etkisi uyandırıyor bende. Geçen kış gittiğimiz Floransa-Bolonya ikilisini hala unutamamışken bu kış da İtalya'dan vazgeçemeyip Roma'nın yolunu tuttuk.

Gezilesi-Görülesi Yerler:

Colosseum-Roman Forum- Palatine Hill

Kuşkusuz Roma'yı Roma yapan yer elbette Roman forumdur! Rome ve Spartacus dizilerini yakinen takip etmiş biri olarak Colosseum'a da inanılmaz bir ilgi duyduğumu söylemeliyim. Özellikle çevrede gezerken gladyatörlerin neler yaşamış olduğunu hayal edip tarihin eşsiz yaşanmışlıklarına dalıyorsunuz burada..

Bu üçlüye en az yarım gününüzü ayırın derim ben. Her metrekaresi ayrı bir tarih. Hatta abartarak insanlığın eğlence anlayışının da buradan orijine ettiğini söyleyebilirim. En çok da Sezar hayatın tadını sonuna dek çıkararak yönetmiş koskoca imparatorluğu. Kendisine bir kez daha hayran kaldım:)

 


Fontana di Trevi- Aşk Çeşmesi

Şanssızlığımızın en büyük kanıtı! Renovasyona girmiş koca çeşme. Hiçbir şey göremedik! Yıllardır atılan bozuk paraları da toplamışlar vallahi, kaç milyon insanın umutları yatıyordur orada kim bilir...


5.11.2014

Remember remember the 5th of November...


V for Vandetta filmini izleyenler bilir. 17. yüzyılda İngiltere Parlamentosunu uçurmak için düzenlenen barut komplosunda Guy Fawkes adlı bir asker görevlendirilmişti ve tam binayı havaya uçuracağı gün yani 5 Kasım günü, yakalanmıştı. İngilizler o günden beri her sene İngiltere'nin bu komplodan kurtuluşunu kutluyormuş havai fişeklerle ve yakılan barut fıçılarıyla.. Bugün yeni bir şey daha öğrendim! :)

Akşam da Calton Hill'e şu kutlamalar nasılmış bakalım diye izlemeye gittik. Aman ne kalabalık! Çoğu bizim gibi meraklı öğrencilerdi tabii ki, İskoç yerlilerden bir tanesinin bile orada olduğunu zannetmiyorum. Calton Hill'in manzarasına bayılıyorum ama, bir de gece manzarasını da görmek için gittim biraz da. Biraz uzaktan ardı ardına atılan havai fişekten başka bir coşkusu olmadı bu gecenin benim için, bir de Calton Hill'in eşsiz gece manzarası tabii ki...

Bugünü ben de gerçekten unutmayacağım çünkü Edinburgh'un gerçek soğuğuyla ilk kez bugün tanıştım. Bere taktığım halde saçlarımın açıkta kalan kısmını ellediğimde ellerimin üşümesi gibi garip durumlarla karşılaştım odaya geldiğimde. Bu kış çok fazla çorba tarifi yazacağım gibi duruyor. Sanırım tatilde eve gittiğimde de ilk işim tarhana getirmek olacak! :)


Dün akşam elde kalan malzemelerimle yapmış olduğum müthiş çorbanın tarifini yazmaya pek niyetim yoktu aslında, ama o kadar lezzetli olunca herkesle paylaşmam gerekmeli diye düşündüm. Bizim yurttaki Avustralyalı kız da biraz tadına baktı ve çok beğendi. Eh bana da tarifi yazmak kaldı işte...

2.11.2014

Sütte Balık ve kuzey ayazında cadılar bayramı


Gelmeden önce Edinburgh'un ayazı da rüzgarı da insanı çarpar dedilerdi de pek umursamadıydım. Son 2 haftadır sürekli bir halsizlik, kırgınlık, baş ağrısı, boğaz ağrısı, mide bulantısı vs. şeklinde devam eden muhtelif üşütme sonrası semptomlarının hepsini gördü şu biçare bedenim. Gurbette hasta olmak bayağı zormuş! 

Avrupalı ve Amerikalı gençlere ilişkin en ufak bilgisi olan herkesin tahmin edebileceği üzere, her özel günü bahane edip sürekli "Let's party guyss!!" modunda dolaşan genç ve dinamik sınıf arkadaşlarım dün akşamki çılgın Cadılar Bayramı eğlencelerinde pek tabii garip kostümler giyip partilerden partilere koştular. Bense, boğazıma şalımı güzelce dolayıp, bardaklarca ılık limonlu-ballı su yudumladıktan sonra müzik filan dinledim odada. Bir daha hayatımda Cadılar Bayramı partisi görür müyüm? Pek sanmıyorum. Bu "çılgın!" deneyimi kaçırmak pahasına da olsa sonunda zihnimi ve bedenimi dinlendirmeyi başardığım için bugün iyileşerek ödüllendirildim ama:) Çok şükür!

Şimdi de kendimi ödüllendirme zamanı. :) Sabah sporumu yaptıktan sonra odaya dönerken 2 adet motivasyon vardı elimde. Biri favori fırınımdan aldığım kahvaltılık leziz İskoç ekmeği, diğeri ise Kuzey denizinde balık avına çıkan balıkçıların günlük getirdiği tazecik morina balığı.


Şimdiyse bugünkü ikinci motivasyonumu pişirme vakti geldi.
Hepimize afiyet olsun :)

27.10.2014

Tatlı şeyler ve diyet.İki azılı düşman. Bir de...Muzlu Müsli Kurabiye


Yeni lezzetler denemeyi mi daha çok seviyorsun pişirmeyi mi diye sorsanız; cevap veremem herhalde. Edinburgh'a geldiğimden beri de yolda yürürken pastahanelerin camlarında gördüğüm birbirinden lezzetli görünen kurabiyeler,pastalar, hamur işleri ile beraber; marketlerde yer alan envayi çeşit değişik çikolatayı denememek için kendimi zor tutuyorum. Çok tutabildim mi peki? Şimdiye dek hayır. Ama ne yapayım ya! Kaldığım yurdun 2 sokak ötesinde öyle bir yer var ki, tüm tatlıları özellikle de Ekler'i inanılmaz lezzetli yapıyor. Adını da yazayım, Edinburgh Baking House. Çok orjinal bir isim değil zira. Ama küçük esnaf sevdam burda da tam gaz devam. :)

Hele bir de süpermarketlerdeki Cadbury marka çikolatalar yok mu! Cadbury çikolatalar Türkiye'de satılmıyor artık sanırım. Burada ise en çok satılan çikolata markası. Çocukluğumdan hatırlıyorum ben bu markayı. Hatta ilk hafta çocukluğumun favori çikolatalarından "CRUNCHIE"yi markette gördüğümde çığlık atıyordum neredeyse. Bir ürün Türkiye'de raflarda yer almamaya başladığında onu artık üretmiyorlar sanıyoruz ama çok yanılıyoruz. Deli deli üretiyorlar işte! Hem de çok yakınımda!! Offf crunchie!! Bunca yıl neredeydin?

Ama burada zayıflayıp forma gireceğime dair söz verdim kendime. Bu sebeple içimdeki bu tatlı isteğini bastırmak için, light mı light diyet mi diyet bir tatlı pişirip, gönül rahatlığıyla mideye indirmeyi tercih ediyorum.  Aferin kızım Vişne böyle devam.. (Umarım!)

Bugün pişirdiğim kurabiye inanılmaz lezzetli ve masum minik bir ara öğün formatında.  Yanına da güzel sütlü bir kahve... Alın size motivasyon! Çocukluk aşkım Crunchie'me şimdlik veda ediyorum; Türkiye'ye dönerken bavula birkaç kilo sıkıştırmak üzere. Şaka şaka... O kadar da değil! Çocukken bayılıyordum ama şimdi çok değil, az bayılıyorum. :)


Muzlu Müsli Kurabiye

(18-20 adet)

23.10.2014

Bulgurlu Taze Soğanlı Yeşil Mercimek


Edinburgh'a gelişimin 5. haftasındayım. Zaman ne kadar da hızlı geçiyor!

Bir o kadar da yavaş aslında... Çünkü sürekli sevdiklerimi ve Türkiye'de geçirdiğim güzel zamanları özlüyorum. Döndüğümde sevdiklerimle yapacağım aktiviteleri düşlerken buluyorum kendimi çoğu zaman. (Özellikle de ders sırasında :P) Böyle hüzünlü anlara düştüğümde tabii ki geleneksel bir yemek yapıp özlemi hafifletmek en kolay çözüm oluyor :)


Ne tuhaf değil mi? İstanbul'da da Avrupai ve Amerikanvari mutfaklara merak salmıştım. Burada ise sürekli mercimek köftesiydi, kısırdı, sarmaydı, normalde aklıma gelmeyecek hangi geleneksel Türk yemeği varsa canım çekiyor. Geçenlerde Türk malları satan bir market keşfedip bilindik Türk markalarından bir çay gördüğümde nasıl mutlu oldum anlatamam :) Aman Allah'ım! İyiden iyiye gurbetçi moduna mı giriyorum ne?  Tehlikeli! Neyse bu fırsatı değerlendirip sevgili blogumu birazcık geleneksel lezzetlerle donatırım ben de dimi ama?

13.10.2014

Inverness, Loch Ness Gölü ve Urquhart Kalesi


İskoçya'ya gelip de Highlands'e gitmemek olur mu? İşte ilk öğrenci işi gezim.

Geçtiğimiz haftasonu günürbirlik yapmış olduğum ufak Highlands gezisi ile ilgili azıcık yazı, birazcık fazla fotoğraf koymaya karar verdim. Uzuuun uzun yazdıklarımı kimse okumuyor zaten, biliyorum :)

Inverness-Edinburgh arası otobüsle 3-3,5 saat arası sürüyor. Inverness'e direkt giden tren de var. Hatta tren istasyonu Inverness'in en merkezi yerinde bulunuyor. Bir daha gidecek olursam treni tercih edebilirim. Gidiş-dönüş toplam 7 saati otobüste geçirmiş olmama rağmen fena bir tur değildi, ama daha iyi olabilirdi tabii ki. En azından sabahtan deli gibi kapalı ve yağmurlu olan hava, 3-4 saat sonra kendini tertemiz ve güneşli bir gökyüzüne bıraktı. Buna da şükür! :)

Inverness Kalesi


3.10.2014

Bisiklet Günlüğü: İstanbul'dan indim Edinburgh'a..


Öğrenci moduna girer girmez yıllardır hayalini kurduğum "Avrupa ülkesinde bisikletle dolaşma" olgusunu gerçekleştirmek için kolları sıvayıp Edinburgh'da nasıl bisiklet kiralanır, öğrencilere ne gibi kolaylıklar sağlanır iyice araştırdım. En temiz ve ucuz yolun 2. el bisiklet almak olduğunu ve kaldığım yurdun hemen 100 metre ötesinde 2. el bisiklet satan büyük bir bisikletçi olduğunu öğrendiğimde yaşadığım şaşkınlığı anlatamam! Hayat uzun zamandır ilk defa bana istediğim şeyleri çok çabalamadan vermeye kaldığı yerden devam ediyordu... Bu durum daha ne kadar sürer bilmiyorum ama ne olursa olsun tadını çıkarmalıyım.  Umarım derslerde de çok uğraştırmazsın beni hayat! Zaten sevdiklerimden uzakta, bir yanım hep buruk... Bisikletti, gezmeydi, yeni lezzetlerdi, kendimi avutmaya çalışıyorum işte. (Peki ya dersler? )

Türk kültüründe yetişmiş birinin Avrupa'da bisiklet sürmesi oldukça zormuş sevgili okuyucular. Hele ki trafik ışıklarında bekleme alışkanlığı olmayan bizleri Avrupa'da caddelerde karşıdan karşıya geçmek bile zorlarken, direksiyonları sağ tarafta olan arabalarla dolu, trafiğin soldan aktığı canım İngiltere'de kendimi bisikletle yollara nasıl attım, sormayın.

22.09.2014

Kremalı Mantarlı Tavuk Sote (İskoç usulü:))


Çinlilerle yaşamaya alışmam biraz zaman alacak sanırım...

Birkaç tanesine kanım ısınmaya başladı ama. :) Zaten ortak mutfakta sürekli yemek yapan bir ben bir de Çinliler olduğu için yakında kanka çıkarsak şaşırmam. İlk haftamda buranın meyve-sebzelerini yadırgadım birazcık, bir de markette satılış şeklini... Taze meyve sebzelerin çoğu tek tek satılıyor, kilo ile alışveriş yapan pek görmedim. Bir de zaten çoğu hormonlu :( Akdeniz-Ege iklimlerimizin değerini şimdi çok daha iyi anlıyorum! Ama yavaş yavaş market kurdu da olmaya başlıyorum.. Farkettim ki, hipermarketlerde satılan her şey, süpermarketlerde satılanlardan çok daha ucuz. %50'ye kadar fark ediyor hatta. Bu sabah oldukça ucuza bir sürü meyve-sebze aldım ve kendimle guru duydum! :) Gelelim ilk İskoç malzemeli yemek denememe...

Calton Hill, Edinburgh


Bizim ülkemizde GDO'lu beslenen tavuklar meşhur oldugu için ne zamandır tavuk yemeyi tercih etmiyordum. Buraya geldiğimde ilk aklıma gelenlerden biri de haliyle İskoç tavuklarını denemek oldu. Bir de her çeşidi bol bol bulunan mantarı da ekleyip güzel bir akşam yemeği hazırladım kendime. İskoçya'nın da cheddar peyniri meşhurmuş; tıpkı İtalya'nın parmesanı gibi.. Her yerde yıllanmış-yoğun-hafif-kırmızı-turuncu varyasyonlarıyla cheddar peyniri satıyorlar. Cheddarlı tariflerim ilerleyen zamanlarda kendine yer bulacak buralarda, merak etmeyin :)

17.09.2014

Edinburgh diye yazılır Edinbrah diye okunur


Son 1,5 aydır belge toplama, kayıt işleri, vizeydi, burstu, yurttu derken; Edinburgh'da kendimi yepyeni bir hayatın içinde buluverdim. Geçici bir hayat tabii ki bu. 1 yıllık eğitim için taşındım İskoçya'nın bu gri başkentine. Gri şehir diyorum, geldiğimden beri 3-4 kişiden duyduğum bir tabir de ondan. Şimdilik pek gri gelmedi bana. Havalar soğuyup, güneş kendini bulutların ardına sakladığında gelecek sanırım...

Oldtown


































Önümüzdeki 1 yıl boyunca topu topu 14 m2'lik yurt odamda, çoğunluğu Çinli olan 13 adet Edinburgh Üniversitesi master öğrencisi ile paylaştığım 2 katlı binanın tek mutfağında pişirdiklerimi yazacağım buraya. Ehh bir de Edinburgh maceralarımı tabi ki! :) İngiltere mi demeliyim yoksa?