27.11.2013

Balkabağı Püresi


Kış aylarında en çok yazın yediğim tazecik lezzetli domatesleri özlüyorum. Ama mutfağımda artık mevsimine göre sebze meyve tüketimine özen göstermeye karar verdim. Domatessiz tüm kışı nasıl geçireceğimi kara kara düşünürken, pazarda rengine aldanıp birkaç kilo doldurduğum balkabakları ilişti gözüme. Balkabağından çıkarılabilecek onlarca çeşit yemeğin hepsini seviyorum. Elime geçen bol balkabaklarını püre yapıp buzluğa atıyorum.

Balkabağı bizim marketlerde ve pazarlarda genelde temizlenip dilimlenmiş şekilde satılır ama bütün halinde alanlar için de bir girizgah yapalım.


Balkabağı Püresi Tarifi

Kabağın çekirdeklerini ve içindeki posayı bir kenara ayırıp temizleyin. Bir elin 4te 1i boyutunda küçük küçük parçalara ayırın. Çekirdekleri atmayın sakın, daha sonra kavurup çitlersiniz. :)  Fırını 175 Dereceye ayarlayın. Güzelce temizlenip dilimlenmiş kabak dilimlerini yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizip, yumuşak bir şekilde çatal batırılacak kıvama gelene kadar  pişirin. Pişirme süresi kabakların kalınlığına ve boyutuna göre 1-1,5 saat aralığında sürüyor. Burada püf noktası kabuklu kısımların üste gelmesi. Yoksa pişene dek baya kavrulup kapkara oluyor. Üzerinde hafif közlenmiş kara bir tabaka oluşursa püre haline getirmeden önce o kısmı da bıçakla hafifçe sıyırırsınız.

Kabaklar piştikten sonra biraz bekletin önce soğusun, daha sonra blenderdan veya robottan geçirerek pürüzsüz püre kıvamına getirin. Eğer püre biraz katı kalmışsa 1 çay kaşığı su ekleyebilirsiniz. Püreyi küçük kaplarda buzlukta saklayıp, çeşit çeşit inanılmaz lezzetli yiyeceklere imza atabilirsiniz. Balkabaklı cheesecake, çorba, kurabiye, turta hatta ekmek yapımında bile rahatlıkla kullanabilirsiniz. Buzlukta saklandığında 1 yıla kadar dayanıyor. Ben yılbaşı mönümde kullanmak üzere 3-4 kabı şimdiden buzluğa koydum bile. :)

25.11.2013

Merhaba sanal dünya! Sanırım artık birbirimize ısınmanın zamanı geldi...

Söyleyecek yazacak konuşacak o kadar çok şey var ki nereden başlasam bilemiyorum…

Ilkokul yıllarında başlayan günlük yazma alışkanlığım lise yıllarımda şiirlere, üniversite yıllarımda ise hikayelere dönüştüğünden beri bir tutku halini aldı bende bu yazarlık hevesi. Özel sektörde çalışmaya başladığımdan beri ise haftada bir sıklıkta bile günlük yazamamanın vicdan azabını yaşadım hep. İstanbul’un keşmekeşinde koşuşturup dururken bir bakmışım tam 5,5 yıl geçmiş ama içimdeki bu yazma tutkusu hiç geçmemiş!

2014’e girmemize bu kadar az kalmışken dedim ki artık 56. yaşını beklemenin lüzumu yok kızım, her gün yazabilmek için bir motivasyon, bir konu, en önemlisi de zaman yaratmanın vakti geldi. Yalnız ufak bir sorun var; biraz eski kafalı mıyım ne?  Günden güne gelişen teknoloji kindl ları cebimizde bile taşımamıza imkan tanırken internetten bir makale okuyacak olduğumda bile iş yerinde o makaleyi yazdırıp eve gidip sakin sakin kanepemde okumayı tercih ediyorum hala. E madem artık blog açmaya karar verdim teknolojiden maximum fayda sağlamanın yollarını arama vakti geldi.  Yıl olmuş 2014, içimdeki bu yazma tutkusu evdeki defterlerle sınırlı kalırsa yaşadığım çağa ayıp olur.

Yemek, yemek ve tabii ki yemek!! Dünya üzerindeki en etkili ve ulaşılabilir terapi yöntemi. Ben de son 5 yıldır mutfağımdan uzaklaşmak istemez oldum. İşten çıkar çıkmaz kendimi mutfağa atmak istemem ve tüm gün acaba bu akşam ne denesem diye düşünmem arasında geçen zaman da pek fazla olmuyor. Anlayacağınız aklım fikrim yemek yani :) Tabi sırf lezzetli yemekler yapıp onları afiyetle mideye indirmek değil, aynı zamanda yaratıcı fikirler üretip özgün ve lezzetli tatlar da yaratmak. Bir de yemek kitabı koleksiyonu hevesim başladı şimdi. Ee naparsınız eski alışkanlıklar kolay geçmiyor, e-kitap olayına da tam ısınamadım daha. Hatrı sayılır bir arşiv oluşturmaya başladım ama :)  Hepsini tek tek okuyan, inceleyen ve deneyen bir mutfak gurusu olmaya kararlıyım! Allahım bana yardım et! Bol bol boş vakit yaratmama bol bol yemek yapmama ve yazmama imkan tanı nolur…

Şimdilik ilk hedefim ise bu blogu güncel tutmak. Gerisine bakacağız… :)